Devlet, sınırları belirlenmiş insanlığın tecrübesiyle oluşmuş, evrensel ve kültürel değerlerden meydana gelmiş bir toprak parçasıdır.
Aynı zamanda Devlet tepkisel refleksleri olan ve zaman zaman bu refleksleri gerekli gördüğü zamanlarda kullanan güç kavramının bütünüdür.
Devletin tepkisel reflekslerini kullanmasında ki amaç ve gaye toplum refahını ve huzurunu sağlamaktır.
Aksi bir durum Devlet varlığının anlamını yok sayacağından bu yetkinin kullanılması toplum için bir sorun oluşturmamalıdır.
Toplumun üzerine düşen görev, Devletin bu yetkisini hangi ahlaki ölçülerde ve hangi kriterlere göre kullandığına bakmaktır.
Eğer Devlet suçlu ile suçsuz arasında bir ayrım yapmadan toplum üzerinde güç reflekslerini ölçüsüz bir biçimde kullanıyor ve olayları ahlaki bir boyutta ele almıyorsa, o zaman toplum ile devlet arasında bir bağ kopukluğunun yaşanması gayet doğaldır.
Fakat böyle bir şey söz konusu değil ise, devlet reflekslerinin aleyhine yapılan hiçbir eylem ve davranış kişiler üzerine hak olarak nitelenemez.
Bu nedenle bu topraklarda yaşayan sağduyulu hiçbir fert devletine karşı öfke besleyemez.
Devlet elinde ki bütün imkânları toplumun refahı, huzuru ve güvenliği için seferber etmelidir.
Toplumda, devletine sahip çıkıp, iç ve dış mihraklar karşısında yekvücut olmaya gayret göstermelidir.
Ancak böyle bir tutum ile güçlü bir devlet ve toplum olabiliriz.
Bu bağlamda öncelikle Türkler ve Kürtler kendi içinde özgün aklı devreye sokup bir sinerji oluşturmalı ve içimizde yaşayan emanet akıllı maşaların bu toprakları orta doğuya benzetmelerine müsaade etmemelidir.
Çünkü şunu artık iyi biliyoruz ki bu mihrakların toplum adına yaptıklarını söyledikleri hiçbir şey bu güne kadar bu coğrafyaya hiçbir fayda getirmemiştir.
1 Kasım günü yapılacak seçimlerde bu toplum seçmenin oylarının, şu veya bu partiye gitmesinin, ortada kalmasının hiçbir önemi yoktur.
Önemli olan el birliği ile ülkemize, halkımıza musallat olmuş bu ideolojik saplantılı güruhlardan kurtulmaktır.
Ben inanıyorum ki Türkler ile Kürtlerin birlikteliği sadece bu toprakları değil Ortadoğuda yaşayan bütün toplumları küresel sömürge sisteminin pençesinden kurtaracaktır.
Şunu iyi biliyoruz ki tek amaç uğruna bir araya gelmiş bu kan emici gruplar emellerine ulaşmak adına bu toprakları, bu toplumu bir paçavra gibi kullanmaktan hiçbir zaman çekinmeyeceklerdir.
Onun için ki bu topraklarda yaratılmaya çalışılan ideolojik saplantı algısından bir an önce kurtulmalı, kaos ve kandan beslenenlerin ekmeğine yağ sürmekten vazgeçmeliyiz.
Aslında asıl sorun “Bize ait kafanın bize ait bedenleri bir türlü bulamamasından kaynaklanıyor” Her iki unsurun da birbirinden bağımsız hareket edemeyeceğini düşünürsek, yapılaması gerekenler listemizi şöyle sıralayalım.
Öncelikle insan olduğumuzu sonra da bir ümmet olduğumuzu hatırlayalım.
Kimsenin kimseden farklı ve üstün olmadığına inanalım.
Bizlere dayatılmaya çalışılan, yeri ve zamanı geldiğinde toplum ve Devlet aleyhine kullanılan bu ideolojik saplantılı fikirlerin esaretinden kurtulalım.
El ele verip hep beraber aramıza nifak tohumu saçan bu menfaat düşkünü yobazları toplumumuzdan uzaklaştıralım.
Gelin sap ile samanı birbirinden ayırıp, kardeşlik çatısı altında yeniden toplanalım.
Ve gelin ortak aklın gücü ile hep birlikte bu coğrafyayı yeniden inşa edelim.
Selam ve dua ile...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.