İnsanlık tarihinin en utanç verici günlerini yaşıyoruz. Merhametin bittiğine, küçücük çocukların acı feryatlarına, “Müslüman” coğrafyasının basiretsizliğine şahit oluyoruz. Yüz parçaya bölünmüş muhaliflerin hala yaptığı aptalca işlere, muhafaza edemediği ülkelerinin haline bakıyoruz. Altın havuzlara sahip olmasına rağmen tek bir mülteciyi ülkelerine almayan zengin Arap ülkelerinin kibir ve enaniyetini, iki yüzlülüğünü, olaylara seyirci kalmasını görüyoruz. Mültecilerin Akdeniz’de boğulmasına veya herhangi bir yerde açlıktan ölmesine, milyonlarca insanın hiçbir tepki göstermemesini şaşkınlıkla izliyoruz…

Evet, bugün gerçekten de insanlığın bittiği gün. Niye “birleştiği” belli olmayan dünya milletlerinin zoraki toplanmaları da, “medeniyetin beşiği” Avrupa da yalan! Tek dertleri, masun insanları katledenlerin önünü açmaya devam etmek. Teröriste kucak açarak, katliamları körüklemek. İnsanlık ölürken, Aylan bebekler boğulurken, Ümran bebekler enkazdan çıkartılırken sadece seyrettiler. “Esed’i devireceğiz” deyip kılını bile kıpırdatmayan Amerika’nın da iki yüzlü politikası bu. PKK’ye Kürt Devleti kurdurmayı, ölen yüz binlerce insandan daha çok önemseyen Amerika’nın aslında ne kadar iğrenç bir yüze sahip olduğuna bir kez daha inandık mı?

Ve İran… İslam ülkelerinin yüz karası İran! Mezhepçi, fitneci İran! Kerbela’yı, Hz. Hüseyin’i siyasi emelleri için sömüren İran! Birçok terörist grup kurarak Ortadoğu’yu yakıp yıkan İran! Şii-Sünni savaşını başlatan İran! Senin daha hangi alçaklıklarına şahit olacağız acaba? Yeryüzünde senin kadar fitneci bir devlet daha olmuş mudur? Hem Şii’lerin hem de Sünni’lerin yüz karası olarak tarihe geçtin!

Ortadoğu’yu kana bulayan Rusya! Ya sana ne demeli? Birçok masumun ölümünde senin de payın var. Silah verdin, uçak verdin, destek oldun. “Amerika’dan neyim eksik” dedin, Akdeniz’e yerleştin. Gücünü sınamak için masum insanların ölümüne neden oldun. Bugün Türkiye ile arayı bozmamak adına da sözde “yardım” ediyorsun.

Fakat sözüm yine biz Müslümanlara! Dünyanın her yerinde Müslüman kardeşlerimiz katledilirken hala neyin ayrışmasını yaşıyoruz? Daha kaç parçaya bölüneceğiz? Fitne, dedikodu, ötekileştirme nereye kadar devam edecek? Kişisel çıkarlarımızı daha ne kadar her şeyin önünde tutacağız? Ey pısırık Müslüman dünyası! Sesin soluğun niye çıkmıyor? Şuurun nerede? Neredesin?

Türkiye’de zengin yemek sofralarında “bunları da şimdi ülkemize getirmeseler bâri” diye yorum yapabilen kalpleri katılaşmış Yezid’in mirasçıları! Ülkemizi çok arzuladıkları Suriye’ye çevirmek isteyen paralel ihanet şebekeleri! Sizlere ne demeli? 15 Temmuz gecesi başarılı olsaydınız, bugün İstanbul Halep gibi olmayacak mıydı? Bundan mutlu mu olacaktınız?

Her şeye rağmen, suskun dünyanın sesi olan, ezilenlerin yanında olabilen bir ülke ve onun başında yürekli bir adam var. Buna da şahit oluyoruz. Başında akbaba gibi düşmesini bekleyen ve sinsice saldıran kahpelere karşı dimdik ayakta duran; akılcı, diplomatik ve cesur tavrıyla tüm mazlumlara umut veren bir “lider” var. Milyonların yüreğinden geçeni yapıyor, bağırıyor, haykırıyor, daha fazla çocuk ölmeden bu saldırılar bitsin diye bir şeyler yapıyor. Açtığı koridor ile Halep’e soluk olmaya çalışıyor.

Bırakalım ideolojimizi, husumetimizi bir kenara. Kim insanlık adına iyi bir şey yapıyorsa destek olalım. Fırsat bu fırsat, “ben ne yaptım” diye kendimizi sorgulayalım. Vatandaşından esnafına, sanayicisinden bürokratına, iş adamından gazetecisine, aydınına kadar… Yaptıklarımızı gözden geçirelim. Nerede doğru yapıyoruz, nerede yanlış? Varsa hatamız kabul edelim ve düzeltelim. Şayet utanmamız gerekiyorsa, bunu da kendimize çok yüksek bir sesle söyleyelim. Çünkü bugün insanlık adına en utanılacak gün!

Artık aklımızı, cesaretimizi, yüreğimizi, neyimiz varsa her şeyimizi kullanma vakti.

Yoksa yeni Halepler, yeni ölümler, yeni katliamlar…

 

Süleyman Soylu

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun son günlerdeki konuşmalarını dinleyip etkilenmeyenimiz yoktur. İdeolojisi, siyasi görüşü ne olursa olsun vatanını seven herkesten duyduğum tek şey bu. Beşiktaş’ta şehit edilen onlarca polisimizin ardından yaptığı konuşma, meclis oturumlarında yaptığı konuşmalar, hepsi ayrı ayrı değerlendirilmeyi hak ediyor aslında. İlk defa bir siyasetçinin söylemleri karşısında “bırakın tatava yapmayı, icraat görelim” deme ihtiyacı hissetmedim. Çünkü karşımdaki adam da benimle aynı şeyi hissediyor, benim kadar kızgın ve en az benim kadar intikam istiyor.

O hainlere karşı kullandığı ifadeler, kararlılık mesajları, terörün kökünün kazınacağına dair ikna edici konuşmaları karşısında hem duygulandım, hem de vatanım adına büyük sevinç duydum. İlk kez bir İçişleri Bakanına toplumun büyük kesiminde böyle güven oluştu. Söylemleri ve eylemleri aynı doğrultuda. Lafını kitabın tam ortasından söylüyor. Üstelik sadece dağdaki değil, sosyal medyadaki teröristlerle de etkili şekilde savaşıyor. Nerede polise tokat atma cesareti gösterebilenler? Vekilmiş, eş başkanmış, belediye başkanıymış bakmıyor. Teröristleri tek tek topluyor. İşte bu yüzden diyorum ki, Süleyman Soylu İçişleri Bakanlığı koltuğunu sonuna kadar hak ediyor!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.