350 bin hazır askeri, 220 bin yedek kuvveti ve bir de buna 125 bin kişilik devrim muhafızlarını eklersek yaklaşık 700 bin askeri, 1600 adet tank ki bunların yaklaşık 100 kadarı kendi imalatı Zülfikar tankları( kalitesi muamma ) olsa da tankların bir çoğu eskimiş durumda ve ingiliz yapımı ayrıca ABD menşeili M60, Sovyet=Rus yapımı T serisi (54-55-59-62-72)  tanklarının da olduğunu belirtelim. Dahası 640 zırhlı personel taşıyıcı, 8196 adet top ki bu topların 2010 tanesi çekilmesi gereken obüslerden mütevellit...

18 bin personelden oluşan donanma gücü; 23 denizaltı,27 amfibi saldırı gemisi ki bunların 4'ü devrim muhafızlarına ait ayrıca firkateynleri ve korvetleri de olsa da olmasalardı daha iyi idi dedirtir cinsten...

30 bin personelden oluşan hava gücü; 336 savaş uçağı, 116 nakliye uçağı, 169 eğitim uçağı, 34 helikopter. Uçaklar ABD ve Rusya menşeili ve oldukça eski olsalar da Rus yapımı Su-24 ve Su-25'leri savaşabilir güçte fakat polemik konusu olan hava gücünün dayanağı kendi yapımı olan "Azarakhsh" adlı savaş uçağı. Ne ne kadar üretildiği biliniyor(!) ne de uçağın yeteneklerinden haberdar dünya(!) ... Aslına bakarsanız emperyalistlerin umurunda bile değil İran'ın o müthiş(!) savaş uçakları. Bir propaganda yöntemidir yapılan; hasmının gerçek gücünü ve niteliğini iyice analiz ettikten sonra ileride olması muhtemel dişli rakiplerine gözdağı vermek için onun kendinden daha tehlikeli ve son derece güçlü olduğu izlenimini yaratarak kapışmada çok kısa sürede sonuca gidip efsane(!) olmak. Tribünler mi? Onlar alkış için para almıyorlar mı zaten? ( medya-uydu devletler vs...)

İyi de arkadaş bu kadar zayıf bir ülkenin neresi bize tehdit diyorsan, al cevap; ŞİİLİK ya da ŞİA...

"Pers'lisin sen Pers'li kal" mantığıyla Hz Ömer'e atarlanan ve fethedilmeyi sindiremeyen Persli yöneticiler Persli kalmanın tek yolunu İslam'ı faşistleştirmede bulmuş olabilirler mi dersiniz? Her ne kadar Şii veya çoğulu Şia ile Hz Ali ve onun neslinden gelen on iki İmam'ın taraftarı olmak kastediliyor olsa da hakikaten Allah Resulünün vefatının ardından Hz Ali'nin halife olmasının gerektiğini savunanlara mı deniyordur acep? Konunun bazı uzmanlarının dediği gibi, Şiilik; İslam'ın Arap Yarımada'sındaki hızlı ilerleyişini durdurmak isteyen Yahudilerin bir planı olmasın sakın? Oklar Abdullah Bin Sebe'yi işaret ediyor diye "Her taşın altında bir Yahudi mi var arkadaş" der misiniz?

Komploları(!) bir kenara bırakırsak, tarihsel süreçte şiiliğin siyasi açıdan bir enstrüman olarak kullanılması Şah İsmail ile başlar. O kadar gariptir ki Sünni Halveti Tarikatının bir kolu olan Safevilik, Şah İsmail'in Anadolu'daki Kızılbaşlardan aldığı destekle kısa sürede tarikattan devlete evrilmiştir. Safevi tarikatı; Şeyh Safiyeddin tarafından Sünni Halveti tarikatıyla heterodoks Türkmen Müslümanlığının birleşmesi neticesinde ortaya çıkmış bir sufi ekol olsa da zamanla artan Osmanlı-Özbek-Arap ittifakıyla çatışmalar Sünni tarikatı olan Safeviliği Şii-Sufi bir ideolojiye dönüştürmüştür. Şeyh İsmail, Şah İsmail'e dönüşürken; başlangıçta büyük ölçüde Sünni olan İran'da payına düşeni almış suni yollarla şiileştirilmiştir. Aslında bu olay bile doğru açıdan bakıldığında İslam'ın siyasallaştırılmasının güç ve iktidar elde etme uğruna ne kadar da derin ayrıştırmalara sebep olabileceğinin de bir ispatıdır. İslam'ın önüne ya da ardına siyasal-ılımlı-radikal gibi sıfatlar yüklemekten kaçınılmalı, kişilerin bireysel tercihi ve yaşantısı gözüyle bakılmalıdır. Aksi takdirde siyasallaştırma, siyasallaştıranların başarısızlığını birilerinin İslam'da-bağlı bulunulan mezhepte-tarikatta vs... aramalarına sebep olur ki bu da hem şahısların imanına hem de sonu gelmez düşmanlıklara sebep olabileceğinden, emperyalistlerin dışında kimsenin işine yaramaz.

Toparlarsak; %40'ı Türkçe konuşan, hasılı Türklerden mütevellit İran'ın nüfusu yaklaşık 80 milyondur ve ne ananın dilinde ne de babanın dilinde eğitim hakkı tanınmaz , tek bir dil vardır resmi olarak o da Farsça. Azerice-Kürtçe-Arapça-Türkmence konuş konuşabildiğin kadar kendince, ama hepsi o kadar. Soru; arkadaş neden bize onca dayatmada İran'a yok caka? Abdullah Bin Sebe işini basit bir iddia olarak algılamayın bence...

Yönetim biçimi teokratik cumhuriyet yani bir tutam din katalım misali. En yüksek makam Vilayet-i Fakih yani İran Dini Liderliği...

Uluslararası enerji güvenliği noktasında dünya ekonomisine etki edebilecek düzeyde geniş petrol ve doğal gaz kaynaklarının olması neticesinde, "şurdan sen tut burdan sen tut" mantığıyla oluşturduğu, varlığını çıkar grupları için yaşam sebebine dönüştürme=denge politikası ile ayakta duran bir ülke... Eee ne demişler;" it çakaldan,çakal itten korkarsa ceylanındır tüm çayırlar"  da ceylanın avcısı kurt kim diye sorarsan, kurtluğunu unutana yazıklar olsun vesselam...

Gürkan Karaçam


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.