Hepimiz Öleceğiz!!!
 
 Van’da olan 7.2 şiddetindeki depremden sonra medyada gördüklerimiz yüreklerimizi sızlattı.Yetkililer olay yerine giderek her zamanki bildik açıklamalarını yaptılar. ‘Devlet büyüktür, yaralar sarılacaktır, her şey kontrol altında v.s.’ Bazı fırsatçı jeofizikçiler ‘Fay’da bir hareketlilik vardı biz söylemiştik’ dediler. Daha önce olan Elazığ depremini hatırlayalım. O zamanda aynı sesler bilim çevrelerinden yükselmişti ve Elazığ Valisi ‘Bize kimse bir şey söylemedi, bana herhangi bir rapor gelmedi’ demişti. Hani düşünüyorsunuz, ola ki geleydi öyle bir rapor ne olacaktı? Vali gerekeni mi yapacaktı? Son derece iptidai olan  kerpiç yapıları ve yönetmeliğe uygun olmayan mevcut yapıları boşaltıp vatandaşı geçici barınaklara mı yerleştirecekti. Ve bu yapıları yıktırıp yerine kentsel dönüşümle 2007 afet yönetmeliğine uygun yapılar mı yaptıracaktı? Tabi ki hayır. Şarkın bir valisinin buna ne gücü yeter ne de organizasyon becerisi.
 
 Peki depremden hemen sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın açıklamalarına ne demeli? ‘İstanbul da 1999 yılı öncesi yapılan binaların hepsi eski yönetmeliğe göre ve Gölcük depreminde de yoruldular dolayısı ile hepsi potansiyel enkaz adayı ve tolerans sınırında!’ Bu konularda bir eylem planı olduğunu her fırsatta dile getiren Topbaş, yaklaşan felaket öncesinde ben demiştim demek adına siyasi bir manevra ile ateş topunu Başbakana atmış oldu. Kadir Topbaş bunu adet haline getirdi haklı olarak. Her depremden sonra tv ler de en çok o boy gösterir oldu. Bu konuda herkesten rol çaldı . İş ciddi çünkü, korkuyor  Topbaş , hemde çok korkuyor doğru bir refleks göstererek… Tv de yetim kalan çocukları gördü Topbaş. Karnında ki bebesi ile enkaz altında can veren yeni evli gelinin yakınlarının çığlığını işitti. Enkazdan çıkar çıkmaz taakati kesilen ve can veren Yunus’un kaderine üzüldü. Mimar olması sebebi ile mesleki yakınlığına rağmen, bu meselede İstanbul sınırları içinde ciddi bir adım atamayan Topbaş, sonunda çaresizlik içinde feryadı bastı. Hepimiz öleceğiz!!!
 
   Önce Haiti ardından Şili Daha sonra Elazığ ve Van ile giden bu furyada bakalım sıradaki durak neresi? Hatay mı?Denizli mi? İstanbul mu? Atina mı? Bakalım domino taşları nerede duracak. Kısa bir süre sonra ciddi bir deprem yaşama riskimiz epey fazla!
 
   Evet Topbaş’ın tespiti doğru, eski binalar yeni yönetmeliğe göre potansiyel enkaz adayı. Bırakın özel binaları, resmi binaların bile hemen hemen hepsi güçlendirilmek zorunda ya da yıkılmalı. Peki deprem kuşağında olan bir ülkede hatta bir bölgede bu gerçeği bilerek kayıtsız ve pervasızca nasıl yaşabiliyoruz?
 
Aynı şey bizim içinde geçerli. İçinden son derece ölümcül bir fayın (Kuzey Anadolu Fayı : KAF) geçtiği bir bölgede yaşıyoruz. Topbaş’ın dediği gibi 1999 öncesi yapılmış ve son depremde ciddi yıpranmış bir sürü bina bizim bölgemizde de mevcut. Hatta orta ve az hasarlı bazı binalar badana boya ve makyajla öğrenciye kiraya verilebilir olmuş. İnsanımızın gelir seviyesinin düşüklüğü ve vurdumduymazlığı ile bir sürü natamam yapı, yoğun bürokrasi ve ciddi maliyet yüzünden iskanlandırılamamış. Yaşadığımız bu bölgenin genel silüeti, inşaat ruhsatı ile içinde ikamet edilen, kağıt üzerinde süresi geçmiş atıl şantiyelere ve natamam ucubelere dönmüş. Üzerinde inşaat görünen arsa sahiplerinin ölümleri ile mülkiyeti olmayan binalardan kaynaklı hukuki sıkıntılar ise meseleyi iyice girift hale getirmiş.
 
   O halde nedir bu pervasızlık? Kayıtsız bir şekilde bekleyip bazılarımızın ölmesi, kalanların deprem çadırı ve sıcak çorba dağıtılarak yararlının sarılması şeklinde bir tekerrürü beklemektense, neden eyleme geçemiyoruz?
    Geçtiğimiz senelerde İzmit Belediyesi yaptığı bir çalışmada risk haritası belirledi ve Alikahya’yı yanlış imar uygulamaları ile ruhsatsız inşaat sayısı bakımında en riskli alan ilan etti. Doku olarak bir Alikahya’yı Kartepe’den pekte ayrı düşünemezsiniz . O halde bu risk bizde de mevcut. Neticede İzmit Belediyesi de risk analizi raporunu yayınladı o kadar. Elle tutulur bir gelişme olmadı. Muhtemelen oy kaygısı ve politika bir dizi yaptırımın önüne geçti ve mesele geçiştirildi.
 
   Peki ne yapmalı? Bu tip septik yapıların durumu nasıl olacakta çözülecek ve vatandaş gece rahat uyuyacak? Bakın meselenin iki değişkeni var , ilki yeni güncellenen imar yönetmeliği diğeri ise 2007 de son şeklini alan afet yönetmeliği. Binaların buradaki şartlara haiz olması gerekiyor.
 
    Bu konuda meseleyi basite indirgemek için mevcut imar yönetmeliğine uymayan daha önceki yönetmeliğe göre yapılmış ama yan parselle hukuki bir sorunu olmayan yapılarda ilgili belediyelerin kolaylık tanıması gerekiyor. Esas mesele o binanın taşıyıcı sistem güvenliğinin statik tahkiki yani amiyane tabirli tartıp tartmadığı. Günümüzde bu iş çok zor değil. Eski binaların mevcut durumunu gösteren taşıyıcı sistem şeması çıkartılıp betondan, demirden ve zeminden numuneler alınarak bina bilgisayar programları ile deprem analizinden geçirilebiliyor. Olası bir depremde binanın nasıl reaksiyon vereceği tahmin edilebiliyor. Kimi zaman ultrasonik araçlarla numune bile alınmadan demir ve beton durumları tespit edilebiliyor.
 
   İşte yapılması gereken bu. Teknik elemanlardan oluşturulmuş ekipler bölgemizdeki 1999 öncesi kah iskanlı kah iskansız binaları tarayarak esaslı bir risk haritası çıkartmalıdır.Yıkılma riski olan binaların sahiplerine hiç kıvırmadan gerçek bilgi verilerek, vatandaşın siyasi nüfuzuna, ricasına, araya birilerini koymasına bakmaksızın gereken yapılmalıdır. Makul durumda olan binalar ise, bürokrasi yükü minimize edilerek vatandaşın derhal iskan (oturma izni) alması özendirilmelidir. Vatandaş cebindeki parayla bir sürü evrak, harç ve kağıt masrafı yapacağına yarım kalan inşaatını tamamlayarak bölge ekonomisine katkı sağlamış olur. Ayrıca mülkiyete giden yol hızlandırıldığı için, belediyelerin dönem dönem aldığı emlak vergisi değerleri arsadan mesken ve işyerine dönerek, zaman içerisinde daha fazla vergi toplamış olursunuz. Son derece riskli olan yapılar ve yapı adaları  için ise, lüks konut işine bile girerek özel inşaat sektörünü baltalayan TOKİ’nin, kentsel dönüşümle ada bazında sosyal konutlar yapması teşvik edilmelidir. Depreme karşı kalıcı bir strateji geliştirilmelidir. Bunun için acele kaynak bulunmalı ve bir eylem planı doğrultusunda adım adım ilerlenmelidir. Cep telefonu faturalarına yansıtılan özel tüketim vergisi zaten bu tür amaçlar için alınmıyor muydu?
 
   Son olarak her fırsatta ‘deprem insan öldürmez, kötü binalar insanı öldürür’ diyen yetkililere şunu sormak istiyorum. O halde neyi bekliyorsunuz?
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Gökhan 6 yıl önce

Murat Bey yazınız güzel olmş tebrikler. En çok " Harçların kaldırılarak Kartepe Mütahhitlerimizin işlerini kolaylaştırmak ve ekonmiye katkı yapma fikrinizi" beğendim.

Avatar
emrah altınkaya 6 yıl önce

tek kelimeyle tebrikler murat abi..

Avatar
Huseyin Aydin 6 yıl önce

Murat kardesim sorunlarin tespitini ve cozumlerini cok yerinde bir sekilde gostermissin.Senin gibi isinin ehli ve durust insalarin bu ulkenin yerel yonetimlerinde kesinlikle daha fazla soz sahibi olmasi gerekir.Calismalarinda basarilar diliyorum.
Av.Huseyin Aydin

Avatar
şeref bilgin 6 yıl önce

ağzına sağlık tüm yazdıklarına katılıyorum.daha fazla gündeme gelmesi gerek diye düşünüyorum.
Kartepe beşevler mahallesi E-5 giriş kapanınca yaklaşan seçimler için mahalleli oy kullanmamayı düşünüyor bunu haber yapabilirmisiniz..tşki