2004 - 2006 yılları arasında üç yıla yakın bir süre, iş için Afganistan’ın başkenti Kabil’de bulundum. Kabil kozmopolit bir kent.
Afganistan’da farklı etnik yapılar, 40 yılı bulan işgal ve iç savaş sonrası iyice kamplaşmıştı.
Hala da bir şey değişmedi. Kabil bir ticaret merkezi ve yol güzergâhında olduğu için, ayrıca Amerikan müdahalesi sonrası yapılan yatırımlarla birçok farklı ülkeden insanları misafir ediyordu. Ülkenin güneyinde ise, Taliban kontrolü elinde bulunduruyordu. Zaman zaman Kabil’de bombalı saldırılar oluyor, bunları Taliban üstleniyordu.

Amerikan ordusunun inşa ettiği askeri tesislerde, bir Türk firmasında mühendis olarak çalışıyordum. Özbek kökenli Amanullah Han isminde bir taşeronumuzun anısını sizinle paylaşacağım…
Amanullah bir Özbek, biz kendisine kısaca “Aman” diye sesleniyorduk. Afganistan’ın kuzey kesimine Özbekler hakim. Mezar-ı Şerif, o bölgenin en önemli kenti.
Aman daha lise öğrencisi iken, Taliban kuvvetleri köylerini basıyor ve herkesi köy meydanında topluyor. Köyde Sünni ve Şiiler bir arada yaşıyor. Taliplerin başında selefi kıyafetli Arapça ve Farsça konuşan uzun boylu sarışın bir adam komutan sıfatı ile sağa sola emirler veriyor. Elinde koca bir kılıç, köy meydanında topladığı bir sürü Şii-Özbek’in kafasını Tekbir getirerek kesiyor. Sadece Şii değil, müdahale etmek isteyen Sünnileri de acımadan katlediyor bu adam.

Sene 2005, Afganistan’ın dağlık kuzey bölgesinde, Bagram Hava Üssü’nde bir sahra hastanesi inşaatı yapıyor bizim firma. Yine Kabil’de de bazı şantiyeler devam ediyor. Aman bir gün geliyor ve aynen şöyle diyor; “Şefim, yıllar önce Özbekleri kesen o selefi kılıklı Taliban militanını bugün Amerikan askeri üniforması ile gördüm.
Korkudan çıtım çıkmadı, hiçbir şey diyemedim.”
İşte olay bu kadar basit… Soğuk savaşın ardından kendi çıkar düzenini devam ettirmek isteyen batı, İslamofobya ile mücadele edecek yeni düşmanını yarattı.
Yeni düşmanının sinir uçlarına dokunuyor, mezhep savaşı çıkartmak adına strateji kurup oyununu oynuyor.

11 Eylül’le başlayan, sonrasında Taliban’la devam eden, şimdi IŞİD ile sahnede olan oyun bu şekilde sürecek gibi görünüyor.
11.Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, “Müslümanlar ortaçağını yaşıyor” demişti. Katılıyorum bu tespite. İslam toplumlarında diktatörlerin ve kralların yerine demokrasinin gelmesi, farklı etnik ve mezhepsel ayrılıkların giderilmesi batının işine gelmiyor. O yüzden kendi çalıp kendi oynuyor Batı Dünyası. İnanıyorum ki, tüm dünyada bu tür aykırı İslami terör faaliyetlerini bizzat Amerikan derin devleti, batılı devletler ve Siyonist İsrail organize ediyor. 11 Eylül’den Taliban’a, Mısır’daki darbeden Işid’e kadar…
Sonuçlarına baktığınızda; kaybeden o yöredeki İslam toplumu, kazanan ise emperyalizm oluyor.
11 Eylül olmasaydı, Amerika Afganistan ve ırak’ı işgal edebilir, enerji kaynaklarının kontrolünü ele geçirebilir miydi? IŞİD ve Sisi olmasa, İsrail Ortadoğu’da bu kadar rahat olur muydu? Baktığınızda bu emperyal ittifak bir taşla üç kuş vuruyor.

Dünyaya İslamiyet’in bunlardan ibaret olduğu algısını yayarak İslamofobya’yı körüklüyor, aynı zamanda savaş endüstrisini besliyor, en önemlisi de enerji kaynaklarını kontrol ediyor.
 Arap Baharı yalnızca Tunus’ta olumlu sonuç verdi. Batı yaklaşan tehlikeyi gördüğü gibi önlemini aldı. Tunus etliye sütlüye dokunmayan bir yer olduğu için huzuru yakaladı sayılır. Onun dışında enerji arzı ve stratejik önemi olan Arap ülkelerinde, Arap Baharı baltalandı. Ortadoğu, diktatör ve kralların elinde batının kuklası olmaya devam ediyor. Ortadoğu halkları Sunni-Şii, Kürt-Türk-Arap diye birbirine düşürülüyor. Demokrasinin Ortadoğu’ya ve Kuzey Afrika’ya gelişi batının korkulu rüyası olmaya devam ediyor. Olur da İslam coğrafyasındaki ülkeler demokrasi ile yönetilirlerse; etnik kökenlerin ve mezhep farklılıklarının bir önemi kalmayacak, halklar geleceklerine karar verecek, iktidar milletin iradesinin tecellisi olacak ve batının sömürü düzeni çökecek. İşte bunun için İslam coğrafyasında yaşanan orta çağın sonunun gelmesi, aydınlanmanın yaşanması ve demokrasinin özümsenmesi lazım.

Ama bakıyoruz, ileri demokrasi var dediğimiz ülkemizde bile hâlâ bu tezgâhı anlamayan insanlar var. Duyuyoruz; IŞİD’e Dilovası’ndan, Karamürsel’den, Kartepe’den katılanlar olmuş diye… Anlamak mümkün değil. İslami duygularının yoğunluğu ile gidip katıldıkları bu Batı Manivelası’nın tam olarak neye hizmet ettiğini görünce acaba pişman oluyorlar mıdır? Bugünlerde çok duyuyorum bunu. Ülkemizden gidip IŞİD’e katılan bir sürü insan pişman olmasına rağmen korkudan vazgeçemiyormuş. Terör örgütü böyle bir durumda tereddütsüz infaz ediyormuş. Yazık bu insanlara…
Kandırılarak, dini yanlış anlayarak hayatlarını mahvettiler.

Yine uyuşturucu bataklığında kaybolan, heyecan arayan bir sürü insan paralı asker olarak IŞİD’e katılıyor. Bunları önlemek elimizde…
Özellikle çocuk ve gençlerimize sahip çıkmalıyız. Bu anlamda gerek Milli Eğitim camiamıza, gerekse Diyanet İşlerimize büyük iş düşüyor. Uyuşturucu ile mücadelede, çocuk ve gençlerimizin milli-manevi duygularının sağlıklı oluşması için gerekli çalışmaların dozu arttırılarak devam edilmeli. Şayet Kartepemiz’den bu tip örgütlere bir katılım var ise, bu hepimizin ayıbıdır.
Bu bölgede idarecilik yapan tüm yöneticiler topluma karşı sorumludur. Bazı parklarımızda gençlerimizin bonzai kullandığını duyuyorum. “Birkaç genç uyuşturucu kullanmış da ne olmuş” demeyin. Her kötülük uyuşturucu ve alkolle başlıyor. IŞİD gibi terör örgütlerine bir sürü uyuşturucu müptelası Avrupalı genç maceraperestin katıldığını bildiğiniz halde önlemini almazsanız, bunun hesabını topluma veremezsiniz.

Cengiz Han’ın sözü ile bitirelim bu haftayı; “Bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir orduyu bozar.”
Aman gençlerimizin çivisi çıkmadan onlara sahip çıkalım.
İyi haftalar…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.