Propaganda; kelime anlamı olarak çok sayıda insanın düşünce ve davranışlarını, istenilen doğrultuda etkilemek amacını taşıyan, önceden planlanmış bir mesajlar bütünü olarak tarif edilse de en basit anlamda, insanların duygu ve düşüncelerinin etkilenmesi için yürütülen her türlü faaliyet olarak da tanımlanabilir.

Propaganda da hedef kitle üç ana gruba ayrılır ve dost unsur, düşman-tehdit unsur, tarafsız unsur olarak adlandırılır. Yapılan propaganda ile ilk amaç dost unsurların güçlendirilmesi, düşman-tehdit unsurların çökertilmesi ve tarafsız unsurların elde edilmesi, bu mümkün değilse tarafsızlıklarının devamının sağlanmasıdır.

Ayrıca; İsim takmak ( yılan,haşhaşin,örümcek, gerici,faşist), değerlere sarılarak genellemeler yapmak ( vatan-şeref-ezan-başörtüsü-ahlak-din-işçi severlik), semboller kullanmak ( bayrak-dini kitap-orak çekiç), toplumun beğenisini kazanmış ünlüler kullanmak ( bir yada birden çok ünlüye toplumsal mesaj verdir olsun bitsin), verileri abartmak- çarpıtmak-korku salmak ve sürekli tekrar ( bizden önce şöyleydi biz olmazsak şöyle olur), hiçbir kanıt göstermeden kendi fikrinin büyük bir çoğunluk tarafından benimsendiğini iddia etmek ( amaç sürü psikolojisi tesiridir ), kendi fikrini anlatırken kutuplaşma oluşturup tercihe zorlamak ( ya bizimlesin ya karşı tarafta ) gibi birçok farklı teknikle yapılmaktadır.

Propaganda kelimesi savaş-işgal-saldırı-çatışma kokunca, Amerikan ordusu bunun yerine aynısını cilalayıp Algı Yönetimi olarak sürer sahaya. Bir de bilimseldir(!) ki sormayın gitsin... Amaç mı? Aynı işte; dış ilişkileri ve resmi eylemleri etkilemenin dışında, toplumların duygularını-motivasyonlarını etkilemek amacıyla yapılan her türlü görsel-işitsel yayınlar ve seçilen bilgileri ve göstergeleri lehine inkar etme eylemidir bir yerde. Propaganda, algı yönetimi farkı ne şimdi di mi? Yok zaten devam edelim... Hani vardı ya " yalancının mumu yatsıya kadar yanar" sözü,  işte tam da bunu demoda eden bir yöntem. Oksijen ve mum ( para ve satılık insan) olsun yeter ki, kaç yatsı geçer Allah bilir?

Nasıl ki algı; bireyler tarafından, hisleri sayesinde edindikleri bilgileri anlamak ve içinde bulundukları dünyaya düzen vermek için seçme-organize etme ve yorumlama işlemidir işte algı yönetimiyle de amaç bu sistemi; hiç ederek, uygulayanın lehine çevirmektir. Bu bağlamda algı; algılayan-algı hedefi ve hedefin durumu olarak düşünüldüğünde, hedef hakkında önceden elde edilmiş bilgiler hayati önem taşır. Bilginin daha önceki tecrübelere bağlı olarak yorumlanması; algı zamanında algılayanın ihtiyaçları-değerleri ve arzuları, hedefin ruh hali- duyguları dikkate alınarak yapılmalıdır.

Temel prensip, kontrolünüzde ki belirsizliğin hedef tarafından kontrolsüz olarak algılanmasıdır. Çünkü belirsizlik doğru algılamayı zorlaştırır, taraf seçmeyi engeller ve ortak düşman tanımlaması yapılmasını güçleştirir. Bir de siz hedefe, etkin gücün hedef unsurun kendisi olduğu imajını verirseniz, üstüne takdir edip gazlarsanız tamamdır. Öküzü kurt gibi ulutup çakal sürüsüne hücuma geçirebilirsiniz. Sonrası malum, çakal çakallığını öküz akıbetini yaşar elbet...

Aslında propagandanın en Evrilmiş(değişen bir şey olmasa da) halidir algı yönetimi; dosttan kaynağı belliyse Beyaz, dost bir kaynaktan geliyormuş gibi görünüyorsa Kara, nötr bir kaynaktan geliyormuş gibi görünse de karşı taraftan yapılıyorsa Gri olarak adlandırılan Propagandanın isim değiştirmiş halidir. Cehennemi cennet, cenneti cehennem olarak algılatmaya yarar bir yerde...

Propagandanın altına Blue Jean, üstüne beyaz tişört ve kafaya kovboy şapkası, al sana algı yönetimi desek ayıp olmaz herhâlde.

Bir otoriteyi referans göster, olmadı " öküzsün sen öküz kal, bak geçiyor tren" de , resimler-videolar ve kelimelerle haykır " yuh hala mı inanmıyorsun" diye, bir fikrin reddini temin için o fikrin temsili noktasında ki en çapsız-çürük- aşağılık insanları gezdir ekranlarda "aha da bunlar hep böyle" diye, zeki ol sok eğitim sisteminin içine ve ver sloganı " bir lisan yarım insan" diye ve boş ver dil emperyalizmini sen di mi, tarih-vatandaşlık şu bu kitaplarınla gir körpe zihinlere adı olmasın mandacılık, panik yarat zafere çağır binin trene kaçıran pişman olur de "trendekini gazla bakanın ağzında salya" iyi mi, cümlelerin umut dolu yaklaşımların hep olumlu olsun yeter, eleştiriyi problemin bir üyesinden öbürüne transfer et ikilik yarat " milliyetçiler iyidir de şu liderleri olmasa veya solcular adamdır da ah şu başlarında ki yok mu" vesaire...

Sokaktaki adam ol, gayri resmi takıl-tavır sergile, ekibin versin gazı halk gibi konuşuyor diye yutsun yemi vatandaş bu bizden diye, daya saygı duyulan ölülerden tanık- satın aldığın ünlülerden şahit ve gazla sloganı " herkes mi aptal, bir siz misiniz akıllı" diyerek...

Ve en nihayet dilde umut, gözlerde parıltı, eee bir de ver ayarı " yeni dünya düzeni" , acep yer mi Türk bu masalı diye iki dakika düşünme...

Üzeni bilmem ama bu dünya aynı dünya, yeni olan bir şey yok. Bizim algılarımız açık, masallara karnımız tok...

Gürkan Karaçam
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.