Dervişin birine sormuşlar: İslam’ın şartı kaçtır? Birdir demiş. Gülmüşler ve nasıl böyle bir sonuca vardığını sormuşlar. Derviş kendinden emin bir tavırla cevaplamış. Müslümanım deyip bir kısmınız Hac ve Zekâtı unuttu, bir kısmınız da Namaz ve Orucu, geriye bir tek Kelime-i Şahadet kaldı” yani sonuç bu.

Yazıya böyle bir latife ile başlamamın sebebi Müslüman mısınız? Sorusuna bizlerin gururla Elhamdülillah cevabını verdikten sonra ki tavır, davranış ve söylemlerimizin pek bu doğrultuda hareket etmemesindendir. Ya bizler Elhamdülillah kelimesini neye istinaden söylediğimizi tam olarak anlayamıyoruz ya da

Müslümanlığı kendi doğrularımız ekseninde olduğunu zannediyoruz.

İslam dinini samimi bir Müslüman gibi yaşama gayretimizin eksik olduğu şu zamanda, İslam ve Müslümanlık algı erozyonu içine sıkıştırılarak içinde barındırdığı değerler yozlaştırılma noktasına gelmiştir.

Ve bizlerde büyülenmiş gibi bu başkalaşımdan etkilenerek İslam kolaylık ve hoşgörü dinidir deyip, Müslümanlığın ana damarı olan hükümleri bir kuşun kanadına bağlayıp, gökyüzüne salmaktan hiç çekinmedik.

Yapanın sevabı, yapmayanın günahı kendine, her koyun kendi bacağından asılır deyip, iyiliği emredip kötülüğü yasaklama görevimizi terk ettik.

Müslümanlar kardeştir, kardeşinin derdiyle dertlenmeyen bizden değildir deyip, bu ilahi bağı görmezden gelerek kardeşliği okyanuslara açılan bir kayığa bindirdik.

Sonrada Elhamdülillah biz Müslümanız dedik. Oldu mu şimdi.

Asıl işleri topluma önderlik etmek, kötüden iyiye, zorluktan kolaylığa, kavgadan sulha taşımak olan zatı muhteremler yok mu? var tabi. Fakat onlar da kendi ideolojilerini bizlere kurtuluş rehberi olarak gösterme çabasından kurtulamamışlardır.

Hal böyle olunca ortalık riyakar davranan siyasetçilerden, Kuran-ı anlamada ve anlatmada elitliğin zirvesine çıkan İlahiyatçılardan ve yaşamın merkezine dini değerleri değil modern hayatın getirdiklerini entegre etmek isteyen Akademisyenlerden geçilmemektedir.

Zihinlerinde ve fikirlerinde dini yaşamı modernleşen ve gelişen hayatın içine yerleştirmeyip,  bugün gerçek yüzlerini maskeler altına saklayan belirli köşe başlarını kapmış, televizyon ekranlarında, gazete sayfalarında ve makam odalarında İslam ve Müslümanlık adına bir şey yaptığını söyleyerek olaylara kendi menfaat penceresinden bakanlar da işi başka bir boyuta taşımıştır.

Yani ruhları uyuşmuş, akılarını kiraya vermiş, bu densizler sürüsü yüzünden İslam-i hayat bugün bir bilgi erozyonuna uğramış ve içinden çıkılması zor bir duruma düşmüştür.

Fikri hayata bir canlılık getirmek, ayet ve hadisleri günümüz şartlarına göre anlamaya çalışmak tabi ki anlaşılır bir olgudur ve desteklenmelidir. Fakat olay keserin ağzı gibi “Rabbena hep bana” mantığı ile yontmaya başlayınca işin rengi çok değişmiştir.

Bu yapılanlar İslam’ı yeniden şekillendirme hamlesidir. İşler artık tahammül gösterilecek zamandan ve boyuttan çıkmıştır.

Aslında son dönemlerde topluma kabul ettirilmeye çalışılan modern Müslüman algısı bile işin çivisinin çıktığının bir göstergesidir.

Etrafımız mucize ve kerametleri bilim ile açıklamaya çalışandan tutun da, Kuran’da matematiksel işlemlerle mucize peşinde koşanlara ve evrenin sırrını çözdüğünü iddia edip, kendini aydın zannedenlerle dolup taşmıştır.

Bu tür söylemler batı yüzlü bir eğitim anlayışıyla büyümüş insanlara bir süreliğine cazip gelebilir. Fakat asıl unutulmaması gereken şey İslam dini, ne matematik, ne fizik, nede bir kimya formülüdür. İslam, sadece biz insanlara bir kurtuluş rehberi olarak gönderilmiş tebliğdir. Yani “gönderenin de, gönderilenin de ispat edilmeye ihtiyacı olmadığı bir gerçektir.”

İslam’ın; bir siyasi parti tüzüğü, bir futbol oyunu gibi tartışılması ve ağızlarda sakız haline gelmesi, bileninde bilmeyeninde bir fikrinin olduğu bir felsefe boyutuna çekilmeye çalışılması maalesef toplumu Müslümanlığın gerçek gayesinden koparmaktadır.

Biz Müslümanların bu uyuşuk tavırları yüzünden İslam dini her geçen gün daha fazla yaptırımla yüzleşmek zorunda kalmaktadır.

Her şeyin kutsallığının basitleştirildiği, herkesin birer Şeyhülislam, fetva emini haline geldiği, bir konu da bilgimiz olmasa da fikrimizce bir cevabımızın olduğu bu ortamda maalesef iş çığırından çıkmış ve acil önlem alınması gereken bir noktaya gelmiştir.

Yani bu kadar konuşacak konu bulup, aramız da muhakeme ediyoruz. Fakat iş bu dini yaşamaya ve yaşatmaya geldiğinde bir türlü fırsat bulamıyoruz.

Ve maalesef “Din öğrenmekle yaşanmaz, yaşandıkça öğrenilir” şuurundan hızla uzaklaşıyoruz.

Artık sizce de yapılanlara itiraz eden, olayları sorgulayan, yaşatılan bu zulmün hesabını soran bir tavır içine girmenin sırası gelmedi mi?

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.