Jandarma komutanı Kemal, Dersim'deki kuşlarından çok önemli bir haber almıştı..Suriyeli Casus İzzettin, Dersim'den ayrıldıktan sonra Eğin'de geceleyecek, ertesi gün Arapkir yolunu izleyerek Malatya'ya geçecekti. "Kuşlar", onun Şirzi Köprüsünden geçeceğini bildirmişti. Rütbesi artık Yarbay olan Kemal tam donanımlı jandarmaları bir kamyona doldurdu, kendi de şoförün yanına geçerek, hava kararmadan Eğin'e vardı. İzzettin'in Sulu Han'da kaldığını da öğrenince, altı jandarmayı yolcu kılığında hana yolladı. Gece, hanın arkasındaki ayakyoluna giderken yakalayıp Şirzi Köprüsünün beş yüz metre gerisindeki korucu kulübesine getirdiler.

   Kulübede Yarbay Kemal'in sıkı sorgusu sonuç verdi.. Silahların deve kervanıyla yola çıktığını, casusun bu kervanı Elazığ'da karşılayacağını, ayaklanmanın 1937 baharında başlayacağını, İngiliz İntelligence Service'de çalıştığını bir bir öğrendiler. Böylece ayaklanma planının İngiliz-Fransız gizli servislerince hazırlandığı da ortaya çıkmış oluyordu bir kere daha..
   Önce kervan ele geçirildi. İnşası yeni biten Harçik Köprüsü sayesinde Dersim'in bağrına doğru hançer gibi uzanan yollar açılmıştı. Şimdi iki taraf da, kulakları kirişte bekliyorlardı. Zaman, böylece karşılıklı gergin bir bekleyiş içinde geçerken birden Dersim'in içinde kurulan ilk jandarma karakolunda bir olay patlak verdi. Kışın yakmak üzere akarsuların getirdiği çalı çırpı ve ölü dalları toplayarak sırtlarında köye getirmekte olan birkaç köylü kadın, jandarmalarca yakalanıp karakola götürüldü. Odunlar için ruhsatları olmadığı öğrenildiği zaman, dövülüp hırpalandılar ve aşağılandılar. Kadınların karakolda alıkonulması, bunların kocalarını coşturmuş, silahlanarak karakolu basmaya karar vermişlerdi. Birkaç jandarmanın, kuralları abartılı kullanmaya kalkması,az kalsın ayaklanmayı erken başlatıyordu...
 

   Ama sonunda, 21 Mart 1937'de, Nevruz gecesi, Demenan ve Haydaran Aşiretleri, Tunceli-Erzincan arasındaki Kahmut Köprüsünü yıkıp Puh Nahiyesini basarak isyanı resmen başlattı.. Beş jandarma şehit olmuş, telgraf telefon hatları kesilmiş ; Haydaranlı, Arıllı, Şadilli, Demenan, Kuveysan, Lolan Aşiretleri olduğu gibi ayaklanmıştı. Şam Uşağı ve Bahtiyar Aşiretlerinin kimi kolları da ateşe atılmıştı. Ötekilerden bilgi yoktu..

   Yarbay Kemal hemen şu emri yazdırdı : "Elazığ'la çevresindeki birliklere, çok acil !.. Birlikler bu emri aldıktan sonra hemen alarm durumuna geçecek ve 'Sel Eylemleri' planını eksiksiz uygulayacaklardır !.."
  "Sel Eylemleri Planı" ; Dersim'de eğitim, kalkındırma hareketlerinin bütününe verilen addı. Bu emri alan bütün motorlu motorsuz birlikler, topçu bataryaları, Dersim yönünde harekete geçecekti. Sığınan ve teslim olanlara iyi davranılacaktı. Ele geçirilen seyitler, ağalar ve aşiret beyleri enterne edilecek, aileleriyle yanaşmaları salıverilecekti. Piyade birlikleri direnenlerle göğüs göğüse çarpışmak üzere yanaşmayacaklar, mevzileneceklerdi.  Ne yazık ki bu operasyonun önünde çil yavrusu gibi dağılan Dersim halkı, cumhuriyet ordusunun çıkamayacağını sandığı yüksekliklere, geçemeyeceğini sandığı geçitlerdeki mağaralara doğru alabildiğine kaçışıyordu..Her iki yanı göklere bakan yalçın kayalıklarla örtülü daracık bir vadi olan Kutu deresi, bunun bir yanını kaplayan Keçisekmez Kayalıkları, Dersim'in en korkunç günlerini yaşamaya başlamıştı. İsyancılar, bir bu Kutu Deresi geçidinin gücüne, bir de Dajik Baba doruğunun ulaşılmaz yüksekliğine güveniyorlardı. Seyit Rıza'nın elinde, yalnızca kendi kurtuluşu uğruna harcamaya çalıştığı bu zavallı halkın sayısı, elli bini geçiyordu...

   Ordunun hızlı operasyonuyla, 140-150 kilometrekarelik bir toprak içine sıkıştırılan isyancılar, en sarp bölgelere sığınmışlardı. En büyük kaygıları cephaneden yanaydı. Güvendikleri dağlara kar yağmış, Fransızlardan ve İngilizlerden gelen silahlara "Kemalpaşalı"lar el koymuştu.. Cephane günden güne eriyordu.

   Ve sonra, dört uçak beliriverdi aniden.. Bir tanesini Sabiha Gökçen kullanıyordu. Göklerden ölüm yağmaya başlamıştı. Bu arada bir uçak da düştü ve pilotu anında linç edildi.. Aşağıdaki mağaralardan Sultan Baba Dağlarının yukarılarına doğru kaçıyordu halk...

   Bu uzun mücadelenin sonunda genel direniş kırıldı. Mağaralar birer birer ele geçiriliyordu.


   Sel Operasyonları sonucu, Tunceli Vilayeti yeni temellere göre kurulmuş, başına geniş yetkilerle General Alpdoğan getirilmişti. İstanbul'dan gelen gazetecilere verdiği demeçlerde şunları söylemişti : "Giden ağaların bir daha gelip eski yerlerini alabileceğine inanmıyorum. Hem onlar bir daha gelmeyecekler, hem de toplum yeni ağalar, seyitler doğurmayacak. Bu bölgede ağa olmak isteyeceklerin başlarına ateş yağacak..

Dersim'de ; reis, bey, ağa ve şeyhlerin üzerine kayıtlı bütün taşınmaz mallar devlete geçmiştir.Devlet de bunları topraksız köylülere dağıtmaktadır. Ayrıca devlet, 2510 No'lu İskan Kanunu'nun 10ncu maddesine göre aşiretlere, reislik, beylik, ağalık ve şeyhlik yapmış olanları ya da yapmak isteyenleri aileleriyle birlikte ülkenin uygun yerlerine yerleştirecektir. Yeniden ağaların türeyecekleri yolundaki kaygılarınız da bu bakımdan yersizdir.."

   Elazığ'da, sinemada kurulan mahkemede, T.C.K 149/2 maddesi uyarınca, on bir idam kararı çıktı.Hükumet Meydanında kurulan darağaçlarında infazlar gerçekleştirildi...
 
   Bir de 1938 yazında gerçekleşen bir ayaklanma daha oldu. Buna karşılık yapılan İkinci Dersim harekatında, çok daha kanlı olaylar gerçekleşti.."Bu dönemde Atatürk artık hastalığının iyice ilerlemesi yüzünden süreci idare edecek durumda değildi. Böylece onun Alevilere karşı olan koruma kalkanı da kalkmış durumdaydı"
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.