Artık son düzlüğe çıkıldı.

30 Mart yerel seçimlerine çok az bir zaman kala, ülkede istikrar istemeyen devşirmeler son güçleriyle saldırmaya başladılar. 

Ama bir sorun var : İnsanlar, güvenebilecekleri bir alternatif görmedikleri müddetçe öyle ya da böyle 12 yıldır destekledikleri bir partiden desteklerini çekmeyeceklerdir. 

Şöyle düşünmekte fayda var; İnsanlar dost sohbetlerinde belki bazı sorunlardan dolayı eleştirilerde bulunabilirler, her söylenilene de inanmayabilirler ama oy vermeye sıra gelince istikrarı seçeceklerdir. 

Bir ülke düşünün ki, yüz yıldır yapılan hizmetlerin toplamının bir kaç kat  daha fazlası on iki yılda yapılmış olsun. 

Bir lider düşünün ki, bu kısa sürede yapılan hizmetlerin tamamına imza atmış olsun. 

O lider ki, yola çıktığı bir takım arkadaşları tarafından sırası geldikçe peyder pey arkasından hançerlenmiş olsun. 

Bir lider düşünün ki, ülkesinde kendisine oy verenlerin haricindeki tüm siyasal ve toplumsal kuruluşların, legal yada illegal örgütlerin hiç bir ideolojik ayrım yapmadan birleşip top yekün saldırılarına karşı dimdik ayakta dursun. 

O lider ki, besleyip büyüttüğü bilerek yada bilmeyerek destek verdiği kurumların, uluslararası ekonomik ve siyasi güçlerin desteğiyle kendisine karşı savaş ilan etmiş olsun. 

Dünyanın en güçlü istihbarat örgütlerine karşı, kendi istihbarat örgütünü hem koruyup kollasın, hemde mücadele etsin. 

Evet her şeye rağmen insanlar, güvenebilecekleri bu yapıya destek verecekler ama, sorun bitmiş olmayacak. 

Neden bitmiş olmayacak ?. Çünkü arkasına aldığı, payelendirdiği ve güvendiği bir çok insan yan gelip yatmakta veya kendi istikballerinin derdindeler. 

İşte bugün bu yalnız adamın az bilinen yönlerini yazmak istiyorum. 

Karadenizli bir ailenin çocuğu olan Recep Tayyip Erdoğan, 59, 60, ve 61. dönem hükümetleri Başbakanı. 

İlk okul yıllarında, Okul Müdürü bir gün sınıfta "kim namaz kılacak" diye sorduğunda sadece o parmak kaldırmıştı. "Hoca" lakabını o yıllarda almıştı. 

Denizci bir babanın oğlu olarak, yaptığı yaramazlıklarda bile denizci kurallarına göre ceza alıyordu. 

Kapı komşularından Müşerref abla, bir gün ona küfür ettirmiş ve katıla katıla gülmüştü.  Bunu duyan babası Reis Kaptan henüz 5-6 yaşlarındaki oğlunu tavana asarak cezalandırmış ve 10-15 dakika sonra küçük Tayyip dayısı tarafından kurtarılmış. 

Gizli gizli futbol oynadığı yıllar MTTB toplantılarına katılıyor ve Necip Fazıl şiirlerini yüksek sesle okuyordu. 

Derslerinde çok başarılı olmasa da daima lider kişiliğiyle arkadaşları arasında sivriliyordu. 

1972 yılında İstanbul İmam Hatip Lisesi'ne, Liselerarası Münazara Yarışması’nda birinciliği getiren, üç kişilik ekibi oluşturan kişilerden biri de Recep Tayyip Erdoğan’dı. 

1975 Yılında arkadaşı Nuri Avcı'nın davetiyle MSP Beyoğlu ilçe teşkilatında bir toplantıya katıldı ve partinin üyesi oldu. 

MSP Gençlik kollarının 1977 yılında düzenlediği Milli Şahlanış gecesinde sahneye çıkmış ve herkesi çoşturmuştu. Arkadaşları tarafından daha o zamanlarda başkan diye çağrılan Erdoğan'ı o gece izleyenler arasında Siirt'li bir ailenin kızı ve idealist kadınlar derneği üyesi olan Emine Gülbaran da vardı. 

Ağabeyinin zoruyla örtünen bu genç hanım Erdoğan’ı etkilemişti ve 1978 yılında evlendiler.

12 Eylül ile birlikte siyasi hayatı sona eren bu yalnız adam, 12 eylül sonrasında bir çok arkadaşının ANAP ve diğer partilere koştuğu yıllarda, Çok sevdiği dava lideri Necmettin Erbakan'a sadık kaldı ve Refah Partisi’ne katıldı.

Tabi bu günlerde ona nefret ve şiddetle saldıran dava arkadaşları ne yazık ki, bu sadakati hatırlamazlar.

31 Yaşında İstanbul İl Başkanı olan Erdoğan, 40 yaşında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunda, zamanın Hürriyet gazetesi "Vay Tayyip ağa vay" manşetiyle duyurmuştu bu başarıyı. Çünkü aynı gürüh ona "Muhtar bile olamaz" demişti,

Gelecekte, belki de yüz yıllara, damgasını vuracak bu yalnız adamın, ayak sesleri dünya siyasetinde duyulurken, hiçbir zaman sadakatsizlik yapmadığı hocası, 28 şubat sürecinde "bu işler çocuk oyuncağı değil" diyerek adeta ona göz dağı veriyordu.

Erdoğan’ın bu hızlı yükselişi dikkat çekiyor hatta kimilerine göre Erbakan’ı bile rahatsız ediyordu.

28 Şubat sürecinde MGK kararlarıyla başı derde giren Erbakan, milli görüş tabanında gözden düşerken, daha radikal ve sert bir söylemi olan Erdoğan hızla yükseliyordu.

12 Aralık 1997 de Siirt'te yaptığı konuşmada okuduğu şiir Erdoğan’ı  önce hapishaneye, sonra da zirveye taşıyacaktı.

Çünkü o gün orada "Bu şarkı burada bitmez" diyordu.

Fazilet Partisi’nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasından sonra, Erbakan'ın işaret ettiği Saadet Partisi’ne katılmayıp, Ak Parti'yi kuran ve dava arkadaşları ile birlikte yola devam eden Erdoğan, siyasi yasaklı olmasına rağmen partisini %34,8 oy ile zirveye taşımayı başarmış ve Abdullah Gül başkanlığında hükümet kurulmuştur.

Yenilenen Siirt seçimlerinde milletvekili olarak parlamentoya giren Erdoğan, Abdullah Gül'den Başbakanlığı devralarak 59. Hükümeti kuracak ve "Beraber yürüdük biz bu yollarda" diyerek kaldığı yerden devam edecekti.

Bu şarkı orada bitmemişti. Bir lider düşünün ki, gittiği yabancı ülkelerde bile meydanlara yüzbinleri toplayabiliyordu. 

Girdiği bütün seçimleri kazanan bu kefen giymiş yalnız adam, bir çok suikaste muhatap olmuş, en yakınındakiler tarafından hançerlenmiş, en yakınındakileri sırtına almış, ülkesi ve milleti için, "Bu şarkı burada bitmeyecek" diyordu. 

Hal böyleyken bir bakın sırtında taşıdıklarına, bakın bakın orada, altın işlemeli koltukta oturan cengaver ne diyor dinleyin. "O benim evladım gibidir"  onu listelere yazın, dedi mi ?. Dedi. 

Peki, yalnız, kara ve uzun adam ne yapıyor ?. 13.30'da Bitlis'te, 16.00'da Antalya'da boğazı yırtılırcasına, "Beraber yürüdük biz bu yollarda" diyordu. 

Ya öte tarafta omuzuna kağıttan apoletler takılmış sahte kumandan ne diyor ?.  "Burası hak arama yeri değil, burada hak olsaydı ben başkan olurdum." dedi mi ?. Dedi. 

Şimdi geldik zurnanın son deliğine, o uzun adam bir mesaj gönderdi bize, şöyle diyor ; "Size bir emanet gönderiyorum,  o ben'im, ben ise sizdenim, emanetiniz emanetimdir, emanetim de size emanettir. Ona sahip çıkın." 

Arslanbey'in bağrından çıkmış bu emanete sahip çıkmak için hala sorgulamaya devam mı edeceğiz,  yoksa 31 mart sabahı, işte "emanetin emanetimizdir" diyerek kerevete çıkacakmıyız ? 

Ne dersiniz ona sahip çıkabilecekmiyiz ?  

Esenlikler diliyorum.

 

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yusuf TANDOĞAN 4 yıl önce

fazla söze gerek yok LİDERİMİZİN EMANETİ EMANETİMİZDİR...

Avatar
kartepeli 4 yıl önce

merak etmeyin çizik atma sıra bizde destan bile yazsanız bizde emaneti sandığa atıcaz